02 Kasım, 2007

doğan’ın kuramı! // YELKOVAN EDEBİYAT DERGİSİ/EYLÜL-EKİM 2007

kestim ağacı gövdem çıktı
yazılmamış dört kitap!
iki darp
aşk ve aşk
budadım dallarını uçlarında gök
bir solukluk çök
yaprağın dudağına

acımış reçinemden bal sağıyor otlar
baksana nasıl da sızıyor güneş ormana
nasıl da kamaşıyor gölge
usul usul kendini dinleyen gölde

sövdüm suyu övdüm yaprağı
gidenin değil düşenin yanındayım
aktıkça yaşayanın değil
durdukça sararanın

sürdüm toprağı
yaşamak için yarayı
toprağa sürdüm göğün perçemini
kurşunu yürüdüm
serçeyi büründüm
kırık dalda sıyrık güneşi
alına sürmeye eğilen mürdüm

bu haziranda karlar baktı içimden
aşk için birbirine kapanan yollar
ben sensizliği kürüdüm
gömdüm sessizliği
ses oldum
yankı oldum yürüdüm

güli ver // DENİZSUYU KASESİ /EYLÜL EKİM 2007

y
su ummuyordum dudaklarından
hiç öpülmemiş çeşmenin
seviyordum seli yordum

ellerimi yumuyordum iki kalp
yan yana konulmuş masada
birbirine bilenen iki asa
birbiri olmuş tek yasa
iki yer elması birbirinde gök arayan
birbirine kök

bekledim yaşını çeşmenin
kuru akan bakışını
birkaç kuş ve kuşku binlerce
sesimin sesinle dağılan uyuşukluğu
kalbimin kalbinle açılan buruşukluğu

ya
defosundan öptüm kumaşı karartan suskuyu
hiç görülmemiş ufosundan dünyayı
bir uzo birkaç yunan adası oturttum
kendini bekleyen sularıma
ben gelemedim sen gel dedim

bir yıldız yırtığıdır aşk cam kırığıdır
insanlardaki kesiklerini toplayan
bir pencerenin sağlam kanadına bakışıdır
kırılanı kendiyle bırakıp
kalanı kuşlara açışıdır

bir hattata el yazması gül sızması
bir dülgere neşe kokulu meşe
bir terziye desen bakışı
kendini hata yapışı insanın
yaşadıkça acılaşması bir kantatın

yar
duyargama saplı birer kama gözlerin
kırpıldıkça yalnızlığımı kırpan

çakılla yaşamasını kayısı bile öğrendi
armudun alnı olmuş yarıkları
dutun gövdesi kumları

yaşayamıyorum teninden çöreklenmiş kuşlarla
uykularda terinin ördüğü
koluna girmiş bir hasır sepetim
içimde büyüyen kirazları gör dedim
içimde büyüyen birazları çöz

yara
bak omuriliği eğri büyüyor mürver
halbuki omurundan öpülünce her ağaç güliver
mürvere keder yakıştığı doğru
ama sen dal dal baktıkça gövde su ister
gövde su

14 Eylül, 2007

eski dilde su // EDEBİYAT VE ELEŞTİRİ DERGİSİ/MAYIS-HAZİRAN 2007

“baba’ma”

bayram sabahı gözleri
kırışmış kabında sütlü şeker
asma yaprağına küf ten ağ bir s’alkım üzüm
mahzen görmeden yıllanan soyut bir
resme somut bir aşk hâlâ sağ
yaşam sevmek fiilini çalışmak
çalışmak fiilini sevmekmiş sende

kucağımda karlı bir akşam yap boz
hep bir kare eksik babam
bir çift taş kömürü bir atkı bir havuçmuş
durup durup yağan bu kara anlam

bir öğlen iğde dalı kırıp takmıştım saçlarıma
iyi hatırlıyorum mayıstı hiç kokmadı
seni özlediğimi söyledim denize bu dalgalar ondan
sarp kayalar kesti dilimi bir poyraz tünedi sesime
derken yağmur dindi kalenin arkasına sindi güneş
teslim oldum deyince!

oysa itfaiye koluydum ilk okulda
iyi bilirdim yangın bastırmasını
şimdi bir kıvılcım bir kibrit karşısında
orman sessizliği benimki

sular kıskanç erguvanlar kibirli
ateşle oynuyor ahşap
göl boz bulanık kendi düşüncesinde
nehir sesiyle ne kadar susturulur insan
akmadan
her nehir terk ederken kendini
bilmediği bir yere

düz çizgili pijaman var
eğik göğsümde
annemin saç telleri
beyazlayan
şimdi aynanın önüne ne vakit otursam
yaldızlanır çerçeve
babamın gençliğini görünce!

16 Ağustos, 2007

s oluk // AĞUSTOS 2007 / BH SANAT- SAYI 5

“karanlığı gördüm o şehrin ışıklarında…”
şu kalyona manzarayız
sen ve ben
kendi cümlesine ünlem!

bir kesit alsam dudaklarından
bahar çıkıyor
kızarıyor kiraz

saçların yelkenli gözlerine
misafirliğe geliyor yaz

bir güz cümlesinde soluklanıp
aşınıyor su
güle naz

de sen // AĞUSTOS 2007 / BH SANAT- SAYI 5

“sızla(n)dıkça gergef
deseni gösterir iğne”

incecik aşk olarak gelip geçerdi ip
başından iğnenin
dikemeden yalnızlığını

yazdan evsiz iğde yaprağı
açmış yara
nazım kitabında
oysa ne demişti babam
necip fazıl oku(n)malı
yaradan çok yaradan’a bakmalı

babamdaki reçete: bu çocuk fazla kayısı
kıralım dalını çağla kalsın

kesilsin ağaç yaşken mutlak kesilsin
orman olmadan bir kibrite!
budak olsun otursun avluda

çamaşır ipine
kendini astı kuşlar bu akşam!

sayın bay ve bayan // TEMMUZ AĞUSTOS 2007/ TAFLAN EDEBİYAT DERGİSİ

“ömrün doldurur yanağımdaki gamzeyi
sen öpünce gül biter çene çukurumda
çöker göz çukuruma bir şiir…”


i
bir bakış düğüm atarken ağrıyış diğerine
terk ederken iplik deseni y akış sessizliği
nakış da kış
görünce zerdalideki neşeyi
içbükey endişeyi portakal kokusunda

ii
o mısır püskülünde sır
ellerim konuştu dün akşam
o hasırda gülleşen gövdeler kaç asır üzünç
yansıdı y üzümden kır ışık
taraçadaki boş şarap şişesine

ii
k esir esaretimi attım bir tam sayıya
dal dala orman olmaya gittik
birbirine tesir iki nehir
kol kola iki ağaç
yangına

sayın bay ve bayan sayın olarak
iki mayın yıllardır birbirinin
toprağına basmayı bekleyen iki kayın
önündeki evden rahatsızlanıp yıktıran!

iv
sayın bay ve bayan sayın ilk iz
boş bir kağıdın yırtılmasındaki ince anlam
sona vardıkça
sesinde çoğalan kavram

eğilmesin yeter ki dalın
eğilmesin
konmaz serçe
düşer yaprak!
ağustos tan eylül ağırlığını tartarak